14 Ocak 2013 Pazartesi

Hapiste Çürümeyi Tercih Ederim !


Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan İlker Başbuğ, PKK'lılarla birlikte affedileceğine yönelik iddialara sert çıktı.

6 Ocak 2012 tarinde 'silahlı terör örgütü yöneticiliği ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçlamalarından tutuklanan Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Pkk'lılarla birlikte affedileceğine yönelik iddialar için "Bunun yerine ömür boyu hapiste çürümeyi tercih ederim" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İmralı görüşmelerine tepki olarak dün Silivri Cezaevi'ne giderek "Ergenekon" sanığı eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ ve "Balyoz" sanığı MHP Milletvekili Engin Alan ile görüştü.
MHP Lideri Bahçeli ve emekli Orgeneral Başbuğ arasındaki görüşme bir saat sürdü.
İlker Başbuğ, yeni yargı paketi ile hem Pkk'ların hem de "Ergenekon" ve "Balyoz" davasında tutuklu yargılananların serbest kalacağı yorumunu değerlendirdi.
"ZORUMA GİDEN SÜRECİN İMRALI İLE İLİŞKİLENDİRİLMESİ"
Başbuğ, "Bu iddialar rastlantı değil. En zoruma giden bu sürecin İmralı'yla ilişkilendirilmesi. Denge takası noktasında aynı kefede gösterilmek her Tsk mensubu için zuldür. Bunun yerine ömür boyu hapiste çürümeyi tercih ederim" dedi.
Başbuğ, ayrıca arkadaşları suçsuz olduğu halde yargılanırken dışarıda olmanın kendisini için çok daha ıstırap verici olduğunu söyledi.
Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ, bu yüzden savunma yapmayı düşünmediğini de belirtti.

YOK Zihniyeti Degismedi; Öğrenciye oy hakkı yok

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Milli Eğitim Bakanlığı'na (MEB) sunulan yeni Yükseköğretim Yasa Tasarısı taslağının internet sitesinde kamuoyuyla paylaşılacağını bildirdi. Çetinsaya 'hukuki sonuçları olabileceği' gerekçesiyle öğrencilere oy hakkı vermeyi düşünmediklerini söyledi.
Prof. Dr. Çetinsaya, yeni Yükseköğretim Yasa Taslağı önerisine ilişkin soruları yanıtladı. Yaklaşık iki yıl süren uzun bir çalışmayı YÖK olarak son aşamaya getirdiklerini belirten Çetinsaya, bundan sonra yeni bir yolculuk başladığını söyledi.
Çetinsaya, göreve geldiğinde hazırlanan yasa taslağı önerisinin genel kurul aşamasına gelmediğini hatırlatarak, göreve gelmesinin ardından öneriyi yeniden paydaşların görüşüne sunduklarını ve genel kurulda olgunlaştırma konusunda çalıştıklarını söyledi.
YÖK Genel Kurulu'nun yaklaşık 6 ay boyunca yoğun çalışmalar yaptığını anlatan Çetinsaya, önerileri, maddeleri, temel fikirleri yoğun şekilde tartıştıklarını, diğer yandan çalıştaylar düzenleyerek farklı paydaşlardan görüş aldıklarını dile getirdi. Prof. Dr. Çetinsaya, Eylül ayından itibaren bu fikirleri Üniversitelerarası Kurul'da tüm rektörlerle tartıştıklarını, üniversitelerin de kendi toplantılarını yaptıklarını kaydederek, yaklaşık bir aylık sürecin sonunda gelen fikirleri tekrar değerlendirdiklerini ve kamuoyuyla paylaşılabilecek yeni bir metin hazırladıklarını belirtti.
Düzenledikleri basın toplantısıyla 5 Kasım 2012'de taslak önerisini kamuoyuyla paylaştıklarını anımsatan Çetinsaya, “En önemli paydaşımız olan Üniversitelerarası Kurul ve üniversitelerimiz fikir ve eleştirilerini söylemeden kamuoyuna çıkmak doğru olmayacaktı” dedi. 5 Kasım ile başlayan sürecin çok verimli olduğunu ifade eden Çetinsaya, o zamandan bu yana YÖK Yasa Taslağı'nın tartışıldığı siteyi 210 bin kişinin ziyaret ettiğini kaydetti.

Kuran-ı Kerim'li eylem !

Adana'da bir grup, ellerindeki Kuran-ı Kerim'lerle protesto eylemi yaptı.

Adana'da yaklaşık 100 kişilik grup, yılbaşı gecesi İncirlik Hava Üssü'ndeki camiye zarar verildiği iddiasıyla ABD Konsolosluğu önünde ellerindeki Kuran-ı Kerim'lerle protesto eylemi yaptı.
Kendilerini Adana Ümmet ve Kardeşlik Platformu üyesi olarak tanıtan, aralarında kadınların da bulunduğu grup, ellerine Kuran-ı Kerim alarak D-400 yolu kenarındaki ABD Konsolosluğu önüne geldi. 'Topraklarımızda Ameri'kan' üssü istemiyoruz' yazılı pankartı taşıyan grup ABD aleyhine sloganlar atarken polis geniş güvenlik önlemi aldı. Kur'an-ı Kerim okunmasının ardından, grup adına ilahiyatçı yazar Musa Kazım Yılmaz, "Kur'an-ı Kerim bizim kalbimiz, nefesimiz. O bizim her şeyimiz. Daha önce de kutsal kitabımıza saldırı oldu. Sarhoş ABD'liler yine kutsal kitabımıza saldırdı. Ancak biz bunlara sessiz kalmayacağız" dedi. Grupta bulunanlar daha sonra dağıldı.


Jandarmadan büyük operasyon

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı, M.A. ile B.P. liderliğindeki suç örgütünü 9 ay boyunca süren teknik takip sonucu yapılan operasyonla çökertti.

Suç örgütünün İstanbul genelinde sahte faturalar düzenleyip irtibatlı oldukları kişilere hayali ürün sattıkları tespit edildi.
Suç örgütünün naylon fatura ve sahte belgelerle devleti 1 milyar lira zarara uğrattığı belirlendi.
Teknik takip sonucu suça karıştığı iddia edilen kişilerin adreslerine eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Operasyon kapsamında 22 zanlı yakalanarak göz altına alındı.
Operasyon sırasında yapılan aramalarda;
-2 bin 621 adet sahte fatura
-80 adet şirket kaşesi
-150 adet çeşitli firmalara ait vergi levhası
-25 adet sahte fatura talep ajandası
-1 adet ruhsatsız tabanca
-100 tabanca fişeği
-1 adet bankamatik ve kredi kartı kopyalama cihazı
-2 adet sahte fatura yapımında kullanılan çelik numaratör ele geçirildi.

Milyonlarca araç sahibine kötü haber

Sigortacılar 2013’te başta trafik ve kasko olmak üzere ticari sigortalarda da primleri artırmaya hazırlanıyor.

Hürriyet'te yer alan habere göre; 2012’de primleri yükseltmelerine rağmen zarardan kurtulamadıklarını ifade eden sigorta şirketleri, 2013 yılında trafik sigortası primlerini yeniden artıracak. Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Recep Koçak, “Trafik kazalarında tedavi giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmesine yönelik kanunda değişiklik yapıldı ve iki yıldır şirketler trafik sigortası primlerinin yüzde 10’unu SGK’ya devrediyor. Bunun dışında, Yargıtay Hukuk Daireleri ile mahkemelerin aldıkları sigorta tekniğine uymayan kararlar ve yargıya intikal eden dosyalarda vefat tazminatının hesaplamasındaki farklı kriterler zararı daha da arttırdı. Ayrıca maddi hasarlı kazalarda tarafların kendi aralarında anlaşarak tutanak tutmalarına yönelik düzenleme sonucu artan tazminat talepleri de zarara neden oluyor. Bir de yedek parça ve tamir fiyatlarındaki artışlar var. Tüm bunlar trafik sigortasının sürdürülebilirliği açısından başta prim artışı olmak üzere bazı önlemlerin alınmasını kaçınılmaz hale getirdi” açıklamasıyla prim artışına işaret etti. Aynı şekilde son iki yıldır ticari ve sınai sigortalarda da zarar ettiklerini söyleyen sigortacılar yeni yılda sanayi kesimine yönelik sigorta poliçelerinde de fiyatları yükseltecek. 

9 askerin şehit düştüğü saldırı !

Gediktepe'de 9 askerin şehit düştüğü saldırıyla ilgili hazırlanan iddianamede saldırı emrinin Duran Kalkan tarafından verildiğine yer verildi.

Hakkari'nin Şemdinli ilçesindeki Gediktepe üs bölgesine 2010 yılında düzenlenen ve 9 askerin şehit olduğu saldırıya katılan teröriste, 10 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 383 yıl hapis cezası istendi.

Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. Maddesi ile yükümlü Van Cumhuriyet Başsavcıvekilliği, 19 Haziran 2010'da 9 askerin şehit olduğu, 18 askerin de yaralandığı Gediktepe üs bölgesine ve 29 Mayıs 2008 tarihinde İlçe Jandarma Komutanı Mustafa Özdurhan ve ailesine yönelik saldırılara katıldığı belirlenen Rıdvan Yalçınkaya isimli terörist ile ilgili iddianameyi tamamladı.
Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianamede, saldırıdan 2 yıl sonra güvenlik güçlerine teslim olan terörist Yalçınkaya'nın, ''Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, kasten adam öldürmek, kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile diğer aletler kanununa muhalefet'' suçlarını işlediği kaydedildi.

İddianamede, Yalçınkaya'nın, Gediktepe saldırısında şehit olan askerler için 'Kasten adam öldürmek' ve 'Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak' suçlarından 10 kez ağırlaştırılmış müebbet, 'Kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek, 6136 sayılı ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler kanununa muhalefet' suçlarından da 383 yıl hapis cezasıyla yargılanması talep edildi.

Kafana sıkacağım senin...

Malatya'da Zirve Yayınevi'nde 3 kişinin öldürüldüğü davada sanık, mahkeme başkanına karşı şok ifadelerde bulundu.

Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesine ilişkin davanın 52. duruşması olaylı başladı.

İtirazları nedeniyle salondan çıkarılan sanık Varol Bülent Aral, mahkeme başkanına ''kafana sıkacağım senin'' diye bağırdı.

Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, kimlik tespitinin ardından sanıkların talep dilekçeleri incelendi. Bu sırada, tutuklu sanıklardan Varol Bülent Aral'ın, tanıklara soru sormaları konusunda kendilerine hak tanınmadığını, taleplerinin 6 yıldır dinlenmediğini ileri sürmesi üzerine, mahkeme başkanı Hayrettin Kısa, tüm taleplerin savunmalar bittikten sonra ele alınacağını ve tanıkların dinleneceğini söyledi.

"BUNUN HESABI SORULACAK"

Aral'ın itirazını sürdürmesi üzerine Kısa, sanığı, konuşmaya devam etmesi halinde salondan çıkarılacağı hususunda uyardı. Mahkeme başkanı Kısa, itirazını sürdüren Aral'ın salondan çıkarılmasını istedi. Sanık Aral, jandarma ekiplerince salondan çıkarılırken, ''Adaletiniz de yere batsın sahtekarlar. Bunun hesabı sorulacak. Hayrettin Kısa, kafana sıkacağım senin'' diye bağırdı.

Bahçeli'den Silivri çıkışı sert açıklama!

GELİCEM DEDİM SÖZÜMÜ TUTTUM !

Geçtiğimiz haftaki Meclis grup toplantısında Silivri’de 26. Genelkurmay Başkanımızı ziyaret edeceğimizi açıklamıştım. Bu sözümü yerine getirmenin gönül huzurunu yaşıyorum.

İlker Başbuğ ile bugün tutuklu bulunduğu Silivri’de görüştük. Başbuğ hakkında Genelkurmay tarafından kurulduğu öne sürülen internet sitelerine ilişkin andıç davası kapsamında 2 Ocak 2012’de soruşturma açıldı. Arkasından da 06 Ocak 2012’de silahlı terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla tutuklandı. TSK'nın en yüksek mevkiinde iki yıl görev yapan değerli bir komutanımız ne yazık ki terör örgütü kurma suçlamasıyla tutuklanmıştır. Bu haksız iddianın adalet duygusunu rencide ettiği tümü ile ortadadır. Bu değerli şahsiyetin bugün maruz kaldığı muammele esef vericidir.

AMAÇ PKK ELEBAŞLARINI TEMİZE ÇIKARMAK
PKK'nın elebaşlarını temize çıkarma gayretindeyken bu komutanların yargısız infaza maruz kalmaları kabul edilemez bir ilkelliktir. Darbe girişimleri, darbe teşebbüsleri ve ya darbe hazırlıkları iddiasıyla demokrasiyi askıya alarak, millet iradesinin kesintiye uğraması hiç bir şekilde onaylanamayacaktır. Henüz mahkeme netleşmeden adalet tam ve eksik olarak yerini bulmadan tutuklu bulunan şahsiyetleri darbeci olarak itham etme hiçbir vicdana sığmayacaktır.
KAÇMA İHTİMALİNE KARŞI TUTUKLANMIŞTIR
Bölücü terörle mücadelede görev yapmış bu komutanı bunlarla itham etmek cahilliktir. Sayın Başbuğ'un tutuklandığı andan itibaren yazılı basın açıklamamız ile bu konudaki görüşlerimiz açıkca dile getirilmiştir. Kensinleşmeden kimseye suçlu muammelesi yapılamaz. Sayın Başbuğ önyargılı bir yargı tarafından kaçma ihtimaline karşı tutuklanmıştır.
İMRALI CANİSİ İLE MÜZAKERE EDİLDİ
Bugün İmralı canisi ile müzkare edilip Türk devletinin itibari ayaklar altına alındı. Bilinmelidir ki Silivri İmralı'nın eşiti değildir. Bizim ziyaretimizi yanlışa yorumlar önce kendi davranış ve fikirlerine bakmalıdır.
BAŞBUĞ'U TERÖRİST SEVİYESİNE DÜŞÜRDÜLER
Asıl İlker Başbuğ'u teröristlerin seviyesine kimlerin düşürdüğü ortada. Bizim tarafımızda terörle mücadele edenler var. Bugün 26. Genelkurmay Başkanımızla bir araya geldik. Sayın Başbuğ'un durumu ile ilgili yaklaşımlarımızda tutarsızlık olmamıştır. Bugün de sayın Başbuğ'u ziyaret ederek gösterdik.
İMRALI'YA NİSPET OLSUN DİYE GELMEDİM
Tavizi politika zannedenler İmralı’nın yolunu tutarken bizim de mücadele edenlerle buluşmamız normaldir ve kimseyi de rahatsız etmemelidir. İmralı’ya nispet olsun diye yaptığımızı söyleyenler iftirayı kendisine meslek edinenlerdir. Yürüyen darbe davalarının adil sonuçlanmasını bekliyoruz. TSK’dan intikam almak, teröristleri affetmek Türk adaletinin altından kalkamayacağı ağır bir vebaldir. Buna da kimsenin hakkı yoktur.

Hrant Dink Davası Hakimi Rüstem Eryılmaz’ın Hukuksuzlukları

Hrant Dink davasında geçtiğimiz günlerde karar veren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti verdiği karala kamuoyunda cinayetle ilgili sadece bir kişiyi suçlu buldu ve diğer tüm sanıkları Hrant Dink cinayetinden tahliye ettirdi. Heyet ayrıca baktığı diğer tüm davalarda hiçbir delil olmaksızın “örgüt” bulabilirken, Dink suikastının bireysel olarak yapıldığı kararına vardı.

Kamuoyunda büyük infiale yol açan bu kararın arkasındaki heyetin başkanı Rüstem Eryılmaz aslında bizim de yakından tanıdığımız bir hâkim. Daha ortalıkta “ıslak imza” yokken, sadece fotokopi bir kağıt parçasına ve isimsiz bir ihbar mektubuna dayanarak Dursun Çiçek’i ilk tutuklayan nöbetçi hâkim kendisi.
Verilen bu hukuksuz karar hâkimin kendi vicdanıyla değil siyasi beklentilerle yargılama yaptığının en büyük göstergesiyken, Rüstem Eryılmaz’ın bu karar sonrasında yaptıkları ise kendisinin arkasındaki “güç”lere ne kadar güvendiğinin göstergesi. 30.06.2009 tarihinde Dursun Çiçek’i elinde hiçbir hukuki delil olmamasına rağmen tutuklayan bu nöbetçi hakim daha sonra kutsal savunma hakkımızı da engelledi. Tutuklama ile ilgili gerekçeli kararı bizzat hâkimden istememize rağmen Rüstem Eryılmaz gerekçeli kararın ancak hüküm kısmını okuyabileceğimizi söyledi. Dursun Çiçek’in tutuklanması üzerine yazılan tutuklamaya itiraz dilekçesi gerekçeli karardan bihaber yazıldı.

18 Milyon Liralık İndirim Kimin Kesesinden Yapıldı?

Devlet butcesinden yandaslarini zengin etmeyi gorev bilen hukumet, insanimizi Süte muhtac etmesinin ayibini ihalelerle kapatmaya calisirken olanlar oluyor!

Okul Sütü Programı Kapsamında 20.12.2012 tarihinde yapılan UHT İçme Sütü Mal Alım ihalesi; isteklilerden bir tanesinin 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde itirazı ihale ita amirliğince değerlendirilerek 3 Ocak 2013 tarihinde iptal edilmişti
Pazarlık Usulü ile 09.01.2013 tarihinde yeniden yapılan Okul Sütü İhalesi, 10 Ocak 2013 tarihinde İhale Yetkilisi tarafından onaylandı.
İhaleyi kazanan firmalar 11 Şubat 2013 tarihinde okul sütü dağıtımına başlayacak. Program kapsamında; 2012-2013 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde, özel okullar dahil, 30 bin 752 okulda, anasınıfı ve ilkokul olmak üzere toplam 6 milyon 171 bin 692 öğrencinin tamamına, pazartesi, çarşamba ve cuma günlerinde, haftada 3 gün süreyle 200 ml UHT içme sütü dağıtılacak.
Mevsimsel değişikliklerde, bahar aylarında fazla çiğ sütün okul sütü projesi ile piyasadan çekilmesi tasarlanarak çiğ süt fiyatlarının düşmesi engellenme amaçlı idi.
Önceki iptal edilen ihalede toplam bedel 152 milyon TL olarak gerçekleşmişti. Yeni yapılan ihalede ise toplam bedel 134 milyon TL olarak gerçekleşti.
İkinci kez ihaleye giren firmaların ihale de 18 milyon TL’lik indirim yapmış olduğu görülüyor.

18 Milyon Liralık İndirim Kimin Kesesinden Yapıldı?


Ortak payda; Ihanet

Bugüne kadar denildi ki (Basından);

İdam cezası geri getirilebilir, halkımız istiyor"...
"Teröristlerle kucaklaştılar, dokunulmazlıkları kaldırılacak"...
"PKK'ya terörist demeyenle asla görüşmem, görüştü diyen şerefsizdir"...
"Ben görüşmedim, Devlet (MİT) görüştü"...
"MİT Müsteşarı benim temsilcim, onu ben gönderdim"...
"80 yıllık (Cumhuriyet tarihi) bir sorun bu, ne yani adamların
haklarını vermeyelim mi?"...

Önce; Habur (Televizyondan)...

Çadır mahkemeleri...
"Öyle deme böyle de" diyen, neredeyse gözlerinin içine bakarak rica
eden savcılar...
Davullu zurnalı, Apo posterli, PKK bayraklı zafer turları, köy köy,
şehir şehir gezmeceler, görmeceler...

Sonra; Oslo görüşmeleri (beş kez postacılık, hal bu ki postacı kapıyı
bir kez çalar) (İnternetten)...




"Hani Sayın Öcalan'ı serbest bırakacaktınız? Tersine bizim KCK'lıları
bile içeri atıyorsunuz"...
"Kem küm, biraz zaman, kamuoyu filan, kafanı yorma tamam"..
"Biraz kısa yazın lütfen, saatlerce okumasını bekliyoruz, karnımız
acıkıyor vallahi. Hadi şimdi beraber yemeğe geçelim"...

Şimdi; aleni görüşmeler (3-5 aydır, Y.Şafak Gazetesinden)...

Kiminle ve ne görüşülüyor; Apo'yla, çözüm...

Oslo'da Devlet, Apo ile örgüt arasında kurye idi, bu sefer Devlet
Apo'yla direk görüşüyor...

BDP ne diyor bu işe;

"Olumlu bir gelişme, ancak bu muhataplıkta Sayın Öcalan'ın önünün
açılması, şartlarının yeniden düzenlenmesi, Kürt halkı ile yüz yüze
olması (serbest kalması) şart"...

Kandil ne diyor peki;

"Olumlu bir gelişme, BDP yetmez, bizim de Apo ile görüşmemiz gerekir.
Ayrıca Önderliğin (Apo'nun) serbest bırakılması şart. Silah bırakmamız
bu aşamada mümkün değil"...

MHP ne diyor karşılık olarak; vatan hainliği...

Basının geneli ne diyor, ne yazıyor;

Balyoz tertibini Genelkurmay bozdu

Balyoz tertibini Genelkurmay bozdu, Balyoz asıl şimdi indi...

Balyoz Davası’nın gerekçeli kararında dava dosyasındaki belgelerin sahte olduğu yönündeki iddiaların ardından mahkemenin davadaki belgelerin Genelkurmay Başkanlığı tarafından askeri birimlerde asıllarının bulunduğunu belirtmesi üzerine
Genelkurmay Başkanlığı’ndan yalanlama geldi. TSK’dan yapılan açıklamada Genelkurmay’da olduğu iddialarının asılsız olduğu söylendi, harekat planı adlı bölüm ve ekinin mevcut olmadığını bildirildiği belirtildi.
Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Yekta Güngör Özden, hukuki sürecin nasıl işleyeceğini Sozcu.com.tr’ye anlattı.
HUKUKİ SÜREÇ NASIL İŞLİYOR?
“Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararı sanık vekillerine ve vekili olmayan sanıklara resmi olrak tebliğ edildikten sonra onlar temyiz dilekçelerini hazırlarlar. Ve dilekçeleriyle birlikte dosyalar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Yargıtay karar hakkında görüşünü hazırlayarak, dosyayı ilgili ceza dairesine gönderir. Ceza dairesinin tetkik hakimi dosya üzerinde çalışma yaparak, Başkanlıkla belirlenen günde görüşmek üzere kurula sunar. Ve kurulda görüşmeler sırasında kendi görüşünü, sorularına yanıt vermek suretiyle açıklar. Sonrasında kurulun kararı beklenir. ”
BALYOZ GERÇEKLERİ YANSITMIYOR
“Yargılama aşamasında adaletli yargılamadan uzaklık yakınmaları ayukka çıkan, savunma hakkına saygı gösterilmeyen, düzmece olduğu ileri sürülen belgeler için, gerekli inceleme yapılmadığı söylenen, ayrıca Genelkurmay’da asıllarının bulunmadığı anlaşılan kanıtlarla varılan sonucun Savcılığın iddianamesini tekrardan başka bir yönü ve doyurucu bir gerekçesi yoktur.” diyen Özden, Yargıtay evresinde yapılacak çalışmalar hukuk devleti ve bağımsız yargı yönünden umutla beklenmektedir ancak davaya kişisel bakışım Türk Ceza Yasası’nın 312. maddesindeki cebir ve şiddet öğelerinin hiçbir biçimde bulunmaması nedeniyle ve delillerin sağlıksız olması ağırlığı ile Balyoz davasının gerçekleri yansıtan bir sonuca ulaşmadığıdır.” dedi.

GENELKURMAY’IN YANITI TOKAT GİBİ

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yalanlama geldi. TSK’dan yapılan açıklamada Genelkurmay’da olduğu iddialarının asılsız olduğu söylendi, harekat planı adlı bölüm ve ekinin mevcut olmadığını bildirildiği belirtildi.

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, Genelkurmay’ın bu açıklamasını mahkemeye inen bir tokat olarak değerlendirdi. Kocasakal, “Gerekçeli karar, iddianamenin bir tekrarı olamaz. Mahkemenin hangi somut delillere dayandığı yok. Ve tabii ki kuvvetle dayandığı şey bu dijital veriler ve belgelerin Genelkurmay’da olduğu iddia edildi ancak Genelkurmay’ın bu iddiaları yalanlaması son derece önemli. Genelkurmay’ın bu görüşü tokat gibi. Mahkemeye açıkça sen yalan söylüyorsun diyor. Böyle bir şey olabilir mi? ” diye konuştu.
Mahkemenin gerekçeli kararında önemli bir dayanak olarak dayandığı hususu, bir resmi kurul olan Genelkurmay’ın yalanlamasının son derece önemli olduğunu belirten Kocasakal, “Mahkeme diyor ki, ‘asılları orada var’. Genelkurmay diyor ki ‘böyle bir şey yok’. Mahkemeyi bir anlamda doğru söylememekle suçluyor. E peki bu kadar açık bir çelişkide, bu mahkemenin kararına insanlar nasıl güven duyacak? Zaten pek çok kuşku varken bir de Genelkurmay’ın açıklaması, bu güvensizliği hem somut hale getirmiş hem de arttırmıştır.” dedi.

BALYOZ ASIL ŞİMDİ İNDİ

Balyoz davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan emekli Orgeneral Ergin Saygun’un kızı Ece Saygun, TSK’nın yalanlamasını duyduğunda ilk olarak ağladığını belirterek, “O zaman Balyoz asıl şimdi indi diyebilir miyiz?” diye sordu.
İlk günden beri haklı olduklarını söylediğini belirten Saygun, “Sonuçta biz haklıyız onlar haksız. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkacak! dedi.

Akp, Atatürk'ün miraslarını yok ediyor !

Toplumcu Mimar Mühendisler Meclisi Atatürk Orman Çiftliği’nin dönüşümü ve Ankara Tekel Bira Fabrikası’nın düğün salonuna çevrilmesiyle yaşanan talana karşı açıklama yayınladı. TMMM, yaşananların hesaplaşma olduğunu belirterek mücadele çağrısında bulundu.

Toplumcu Mimar Mühendisler Meclisi (TMMM), Atatürk Orman Çiftliği arazisinin dönüştürülmesiyle birlikte tarıma ve tarımsal sanayiye örnek olması için kurulan Ankara Tekel Bira Fabrikası’nın düğün salonunda çevrilmek istenmesine karşı açıklama yayınladı.
“AOÇ’deki dönüşüm, bütün yer altı ve yerüstü kaynakları talan edilen, tarımı ve hayvancılığı çökertilen, dışa bağımlı hale getirilen, fabrikaları yabancı tekellere satılan ve kapatılan, halkı değil rantı merkeze alan kentlerin inşa edildiği 2.Cumhuriyet’in gerici ve piyasacı aklının fotoğrafıdır” diyen TMMM, bu yağmaya karşı mücadele edeceğini ve duyarlıları harekete geçmeye çağırdı.
TMMM’nin “AKP, AOÇ ile hesaplaşıyor!” başlıklı açıklaması şu şekilde:
Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin parça parça yapılaşmaya açılmasında sıra “çekirdek alan” olarak bilinen tarihi binaların yer aldığı bölgeye kadar geldi. Ankara’nın yapılaşmasında etkin rolü olan Avusturyalı Mimar Ernst Egli tarafından tasarlanan, 1936-1937 yıllarında inşa edilen ve cumhuriyetin ilk fabrikalarından olan Ankara Tekel Bira Fabrikası, kurulduğu dönemde tarıma ve tarımsal sanayiye örnek olması amacıyla yapılmıştı. Şimdi yerine düğün salonu yapılması düşünülen alandaki dönüşümde cahillikten öte bir şeyler aramak gerekiyor: Hesaplaşma…
Ankara Tekel Bira Fabrikası, AOÇ arazisindeki merkezi konumuyla, işçilere sunulan barınma, eğitim, sağlık, dinlenme gibi olanaklar sunan bir kompleksin parçası olarak tasarlanmıştır. Bu alanın ve yapının, çiftliği dönüştüren ana yapılardan birisi olması vb. birçok neden fabrikanın neden koruma altındaki yapılardan birisi olması gerektiğini anlatmak için sıralanabilecek başlıklardan yalnızca birkaçıdır…
“Düğün salonu” yapılacağı tartışmaları nedeniyle koruma kurulundan geçmeyen, kuruldan onay alınabilmesi için yıkım kararının kapsamı “kültür ve kongre merkezi” olarak değiştirilen arazide yapılaşmanın önü, düğün salonu yapılıp yapılmamasından bağımsız olarak, artık açılmış oldu.
Daha önce Taksim ve diğer örneklerinde yaşanan senaryonun bir benzeri bu başlıkta da yaşanmış oldu. AKP projesi, koruma kurulu tarafından reddedildi. Bir süre sonra tekrar gündeme getirilen proje makyajlandı ve onaylandı. Bilindiği üzere bu durumun da yetmediği durumlarda artık açık olan uygulama, koruma kurullarının AKP’nin baskısının altında ezilmesi ve kararın çıkartılması şeklinde oluyor…

Yehova Şahitliği; Türklerin inançlarını sarstık, zihinlerine şüphe zerkettik.

Yehova Şahitliği, Hıristiyanlık Ve Türkiye

Barzani ailesi Osmanlı arşivlerine bakacak olursanız haham yetiştirmekle şöhret olmuş Kürtleşmiş yahudilerden oluşan meşhur bir ailedir (Mesut Barzani'nin yahudi olduğu Türkiye'de ilk kez Kurtlar Vadisi adlı TV dizisinde söylenmiştir)




Yehova Şahitliği ile hıristiyanlığa ihanet edilmektedir, darbe vurulmaktadır. Hıristiyanlar tarihi bir hata yapmış, tevratı incilin önüne koymuşlardır. Nerede bir incil elinize geçerse bakın; ilk bölümü eski ahit - old testament (tevrat), ikincisi yeni ahit - new testament (incil). İkisini bir araya koyup ikisini de hak kabul ederseniz, yahudi sizin evlatlarınızı kolaylıkla kandırır. İkisi arasındaki farkı bertaraf etmek için incili tevrata göre tefsir eden bir hareket başlatır. Yehova Şahitliği bu oyunun adıdır.

Hareketin merkezi A.B.D. olmasına rağmen hedefi Avrupa'dır ve Hıristiyanlık her geçen gün sarsılmaktadır. Bu oluşum Türkiye'ye de sıçramış, 1950'liler civarında girmiştir. Sadece bununla kalmayıp 2000 Türk genci Yehova Şahitliği teşkilatında maaşlı memur olarak görev yapmaktadır. Gözlem Kulesi isimli bir dergileri vardır, onu satarlar, bedava da verirler. Avrupa'da Türklere bedava takvim dağıtırlar. Bu takvimde incilden cümleler "ayet" diye takdim edilir. Bizim fukara insanımızda onları Kuran'dan sözler sanır. Papalık İslam hilafetinden sonra yahudi taarruzuna maruz kalmıştır. Yehova Şahitliği her gün azmaktadır. Papalık korkusundan iki büyük taviz vermiştir. Birincisi 1968 yılına kadar her Pazar günü katolik kiliselerinde yahudiyi lanetleme duaları okutulurdu, bu yasaklanmıştır. İkincisi yahudiler sünnetsiz insanı kirli, pis kabul ederler. 1968 harbinden sonra sünnetsiz hıristiyanların artık yahudi toprağı olan Kudüs'e ayak basmalarını papalığın bir oyunu ile engellediler.

Hıristiyanlar Hz. Meryem'in mezarını Kudüs'te ziyaret ederek hacı olmak istiyorlardı. Kudüs'te hıristiyan görmek istemeyen yahudi bir yalan uydurdu: Bir genç kız rüya görüyor, Meryem ana ona diyor ki: "Benim hıristiyan evlatlarıma söyle benim mezarımı boşuna Kudüs'te aramasınlar. Ben Türkiye'nin Efes şehrindeyim." Bu yalanı papa bile bile yuttu. O genç kızı da azize ilan etti. Hacı olmak için artık Kudüs'e gitmeyin diye bir beyanatta da bulundu. Türkiye ise turist gelecek sevdasıyla seve seve bu yalanı başına taç etti. Mesut Yılmaz hükümeti Efes merkez olmak üzere 40 km çapında bir daireyi papalığa mülk edinme hakkı verdi. Papalığın bu yalanı kabul etmesinin sebebi üçüncü bin yılda Asya kıtasını hıristiyan yapmaktır, buna da Anadolu'dan başlamışlardır. Bunu ben iddia etmiyorum. Papa II. Jean Paul kendisi defalarca söylemiştir.

1880'lerde misyonerler Kahire'de bir toplantı yaptılar ve toplantıda bir İngiliz misyoneri, "Biz müslümanları hıristiyan yapmak için boşuna çalışıyoruz. Doğru olan bu müslümanları en az 100 sene hıristiyanlığın adını ağza almadan kendi dinlerinden soğutmamızdır. Bu işi de papaz kimliğiyle değil filozof, üniversite hocası, köşe yazarı kimliğiyle yapmalıyız. 100 sene sonra bunları inançlarından soğutmuş olacağız, ateistleşen halk boşluğa düştüğündeyse hıristiyanlığı teklif edeceğiz." teklifinde bulunmuştur. Bu fikir toplantıda karara ulaşan nihai fikir olmuştur. Osmanlı yıkılırken Anadolu'da 100'den fazla Amerikan koleji vardı. Bu kolejlerin birinci vazifesi müslümanları kendi dininden soğutmaktır. Hıristiyan yapmak değildir. Son zamanlarda kanaat getirdiler ki, sarsabildiğimiz kadar Türkleri inançlarını sarstık, zihinlerine şüphe zerkettik.

Fransiz Eliyle Müslüman katliamı !

Fransa, Libya'dan sonra Mali'de de Müslüman katliamına başladı. Bütün askeri imkânlarıyla eski sömürgesindeki darbeci rejime destek veren Paris yönetimi, çoluk çocuk demeden Müslümanları katlediyor 

Suriye'de, Filistinde, aslan kesilen cakma musluman, din bezirganlari nerdesiniz? Isleri gucleri musluman halkimizin dini duygularini somuren, mantar gibi heryerden cikip para toplayan, sozde musluman icten ice riya ve ihanet yuvasi dernekler kimlere hizmet ederler.  Irakta milyonlarca musluman katledilirken abd askerlerine dua ederler, Cin isgali altinda ki Turkistan'i agizlarina almazlar, afrika da muslumanlar katledilirken saklanirlar. Herkes bilir ki sahtekarlarin dini imani olmaz, nihayetinde isleri gucleri para icin mal mulk icin insanlari kandirmaktir. Deniz feneri pisligi temizlenmemisken ortaya cikan bu din somurucusu, hukumet usagi dernekleri kimse neden arastirmiyor, sorusturmuyor?

Fransa, 2011 yılında Libya'ya başlattığı operasyonun bir benzerini Mali'ye yönelik olarak sürdürüyor. Sahra Çölü'nün hemen güneyinde yer alan, halkının yüzde 90'ı tasavvuf ehli Müslüman olan 14.5 milyon nüfuslu eski sömürgesine karşı özellikle hava kuvvetlerini kullanan Fransa'nın saldırılarında çok sayıda çocuğun ve kadının hayatını yitirdiği kaydediliyor. İngiltere, Birleşmiş Milletler'in 20 Aralık 2012'de aldığı karara dayanan Fransa'ya Müslüman katliamında destek olacağını ilan etti. ABD'den ise şimdilik ses seda yok! 
AKP'nin tavrı
Mali'de devam eden Müslüman katliamına AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik'in yaklaşımı dikkat çekiciydi. Katledilen Müslümanları görmezden gelen Çelik, Suriye'deki hareketle bağlantı kurarak, "Orta Afrika'daki Mali'ye Fransa'nın askeri müdahalede bulunmak üzere asker gönderdiği haberlerini okuyorsunuz. Bundan 20 gün kadar önce Mali'ye askeri müdahale için karar çıkartıldı.

Madenci ölümleri kimin umurunda.

Ne acıdır ki , Fransa'da gebertilen 3 adet hain kadar yer bulamadılar Ülke gündeminde ...

Kara elmas diyarı, kara bir ölüm gününde kar altındaydı. Zonguldak’ın Uzungüney köyüne kar yağıyordu. Ama günlerce yağsa da bu kara ölümün utancını örtemezdi.
Ölen 8 madencinden 25 yaşındaki Muhsin Akyüz’ün cenaze namazını kıldıran imam “sabırlı davranmak gerekir” diyerek tevekküle çağırıyordu köy meydanında cenaze namazı içintoplananları.
Kadınlar ağlıyordu bir yanda. Diğer yanda Muhsin’in cenazesi için devlet ve siyaset ricali en önde saf tutmuştu. Enerji Bakanı, Vali, Belediye Başkanı, bölgenin kadim (!) vekili, siyasi parti temsilcileri, TTK müdürü oradaydı. Kim bilir, Muhsin’i öldüren taşeron şirketin yetkilileri de utanıp sıkılmadan gelmişlerdi cenazeye.
Cenaze namazı kılınmıştı. Devlet ve siyaset ricali görevini yapmıştı. Sıra aileye başsağlığı dilemeye gelmişti. Köylüler ölü bedeni daha yeni topraktan çıkarılan Muhsin’itoprağa tekrar geri vermek üzere hareketlenmişti. O soğuk toprağa geri vereceklerdi Muhsin’i.



Namık Zeybekçi adlı bir iktidar vekili iş kazalarını medeniyet göstergesi olarak niteleyen bir twit atacaktı Muhsin toprağa verilirken. Medeniyet böyle kalpsiz bir twit demekti.
Çalışma Bakanı, cinayet yerini daha önce denetlediklerini, eksikler bulduklarını ve para cezası kestiklerini anlatıyordu kameralar karşısında.
Enerji Bakanı cenaze sonrasında işyerinin denetlenmesine ilişkin soruları “manipulatif ve spekülatif” buluyordu.
Havzada yaşanan bir önceki iş cinayetinin ardından “ölüm bu mesleğin fıtratında var, tutturdular taşeron, taşeron” diyen de bu zihniyet değil miydi?
Zonguldak havzasında sendikalı örgütlü işçi sayısı 35 binden 10 bine inmişti. 2.5 milyon ton kömürün 1 milyon tonunu özel/taşeron maden şirketleri çıkarıyordu artık.
Madenci ölümleri özel/taşeron ocaklarda sendikalı/kamu ocaklarından kat be kat fazlaymış, kimin umurunda.
İşçiler ölür, onlar gelir cenazelerde boy gösterir, sabır ve başsağlığı dilerler ve giderlerdi.


PKK bayraklı resim çekinenler CHP'li olamaz, CHP'de de bulunamaz


Hüseyin Aygün'ün Paris'te öldürülen 3 PKK'lının taziyesine katılması, bazı CHP'li vekilleri rahatsız etti.


CHP neden bu pkk li  vatan hainini neden hala partiden kovmuyor, chp nin bu yuzden daha ne kadar yipranmasi gerekiyor. Sokakta ki chp li vatandas bundan rahatsiz, adlarinin vatan haini bir orgutle anilmasini istemiyorlar. Bu Hüseyin Aygün'ün kendisini kaçıran PKK'lılar için kullandığı 'iyi çocuklar' çıkışından sonra ikinci vakası oldu..
Olayın öğrenen CHP lideri Kılıçdaroğlu tepki gösterirken CHP Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu ise konuyla ilgili ağır tweetler attı
Aygün, 'Ailelere başsağlığı diledik' mesajını atarken, CHP Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu ise twitter üzerinden Aygün'e sert tepki gösterdi.

Kulkuloğlu, önce "PKK bayraklıterörist resimleri önünde poz verenleri kınıyorum o yol benim yolum değil o yola girenler benim yoldaşım olamaz" sonra "PKK'lı teröristlerin PKK bayraklı resimleri önünde resim çekinenler CHP'li olamaz, CHP'de de bulunamaz" diye tweet attı.

KILIÇDAROĞLU'NDAN AYGÜN'E UYARI

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün PKK 'lı Sakine Cansız için taziyeye gitmesi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 'nu kızdırdı.

Kılıçdaroğlu, konuyla ilgili soru üzerine, parti yetkililerinden bilgi aldığını, ancak daha ne olduğunu tam öğrenemediğini ve Hüseyin Aygün ile görüşmediğini anımsatarak şöyle konuştu: "Siyasette herkesin sorumlu davranması lazım. Sorumluluk kavramı vardır. Boş bir kavram değil. Siyasi partilerde her üye, partinin koyduğu kural ve ilkelere özenle uyması lazım..."

Kılıçdaroğlu, bu sözlerinin Aygün'e uyarı olup olmadığı, disiplin mekanizmasını çalıştırıp çalıştırmayacağı sorulunca da "Bana bir soru sordunuz. Yanıt verdim. Sorumlu davranmak zorundadır. Ankara'ya gidelim olay nedir bilmiyorum. Ilke çerçevesinde hareket edeceğiz" yanıtını verdi.

Gunun Gazete Mansetleri 15/01/2013 Hayirli Sabahlar...

Hayirli Sabahlar


Çukurca'da asker PKK'lı cesedi topladı

Hakkari'de karakola saldıran PKK'lılardan 12 tanesinin ceseti arazi tarama faaliyetleri sırasında bulunarak Malatya'ya gönderildi. Uzman Çavuş Mehmet Doğan'ın şehit olduğu çatışmada 2 asker de yaralanmıştı.

Hakkari'nin Irak sınırdaki Çukurca İlçesi Karataş Jandarma Sınır Karakolu'na 5 gün önce saldırı hazırlığında olan PKK'lılar tespit edilince çatışma çıktı. Çıkan çatışmada Jandarma Uzman Çavuş 35 yaşındaki Mehmet Doğan şehit olurken, 2 asker yaralandı. Çatışmada 14 PKK'lı da silahlarıyla birlikte öldürüldü. Ancak, bölgede etkili olan kar yağışı nedeniyle PKK'lıların cesetleri araziden alınamadı.
ASKER CESETLERİ TOPLADI
Kar yağışının etkisini kaybetmesiyle dün arazide arama tarama çalışması yapan askerler Karataş Jandarma Sınır Karakolu çevresinde 12 PKK'lının cesedini buldu. Arazide arama çalışmaları sürerken, PKK'lıların cesetleri incelenmek üzere helikopterle alınarak Malatya Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.
ÖLDÜRÜLEN PKK'LILARIN KİMLİKLERİ

PKK'ya yakın internet siteleri ölen PKK'lılardan 2'sinin İranlı, 1'inin Suriyeli olduğunu bildirirken, 8'inin İranlı 'Eriş Muhabat' kod adlı 'Keywan Xalandi', Diyarbakır doğumlu, 'Fırat- Dicle' kod adlı Faruk Barut, Hakkari doğumlu, 'Sorxwin Koçer' kod adlı Berivan Aykaç, Batman doğumlu, 'Jiyan Amara' kod adlı Semar Tunç, Mersin doğumlu, 'Harun Agır' kod adlı Metin Baran, Hakkari doğumlu, 'Kurtay Leşker' kod adlı Emrah Kaya, Suriyeli 'Sidar Rêbaz' kod adlı Hozan Ali ve İranlı 'Lezgin Brusk' kod adlı Aziz Xadengi olduğunu yazdı.